Page 306 - e mushaf TR pdf
P. 306

302
                         Cüz  01  02  03  04  05  06  07  08  09  10  11  12  13  14  15  16  17  18  19  20  21  22  23  24  25  26  27  28  29  30
             Kehf /84- Kehf /                                                                        Kehf /92 – Sonra
          85 – Biz ona dünyada    18-Kehf Süresi       /       Yaprak 01B  Cüz 16  Süre 18  Sayfa 302  o başka bir yol tuttu.
          geniş imkânlar verdik      Bu Cüz Yaprağa git  01 02 03 04 05 06 07 08 09 10 Hizb 01 02 03 04
          ve onun ihtiyaç                                                                                Kehf /93 –
          duyduğu her konuda                                                                      Nihayet iki dağ arasına
                                                       ِ
          sebep ve vasıtalar ihsan        ﴾١٨﴿       فهكعلا ةروس           ﴾١٨﴿          302        ulaştığında, onların
          ettik. O da batıya doğru                       ع  َ  و  َ و                             önünde, hemen hemen
          bir yol tuttu.                                                                          hiç söz anlamayan bir
                                                                                                       millet buldu.
             Kehf /86 –
          Nihayet Batıya   ى        ة       ى            ح           ن      ة ف        ة ة  ة         Âyette geçen iki
                                                                                            ة ي

          ulaştığında, güneşi   ابةبس  ك  اةف ت ةعةب   ۛ  ﴾٨٤﴿ ـ ةبـ ۙاب  ۛس  ءيش   ف ۛ       ل ك  فن م  هاةنفي ـ ةتاةو ضفرلا   ي ف  هل   احنحكةم  احنا  dağın Karadeniz ile
          adeta kara bir balçıkta                                                                 Hazar Denizi arasında
          batar vaziyette buldu.
                                                                                                  uzanan dağ sıralarının
                                                                                                    tefsirlerde kuvvetli
             Orada yerli bir                                    ة             ة      ا  ن ي         bir bölümü olduğu,




          halk bulunuyordu.    ةةئ مةح نفيةع   ييف    برفغةت  اةهةدةجةو سفمحشلا   ۛ برفغ  ةم  ـ  ةغلةب اةذا   ىحتةح ﴾٨٥﴿  ihtimal görülmektedir.
                                                                                                   Dağıstanın Derbend
                                                                                                   şehrindeki sed, İslâm
             Biz:
          “Zülkarneyn!” dedik,                                                                   dünyasında Zülkarneyn
                                                 ا
                               ا
                                                            ف
                                                                      ى ف
                                                                                                 seddi olarak bilinmiştir.
                            ف ل ة ي
                                              ف ل ة ي

                               ـ
                              ا
          “ister onlara azab   نا حماةو  ۛ ب ح  ـــ ةع ــ  ذ   ت نااحما  ةقلا اةذاةياةنلق   ۜامفو ـــ ةق اةه د   ع د ــ ة ــ فن ـــ ة  ةجةوةو  Bu dağların ötesinde
          edersin, ister güzel                          ف  ـ ةنر ـ نفي                              Ye’cüc ve Me’cüc
          davranırsın.”
                                                                                                   bölgesinin yer aldığı
                                                                                                  düşünülmüştür. Fakat,
             Müfessirler                                                                          bunlar birer tahminden
                                                                       ى
          Zülkarneyn’in        ح  ـ ةع ـ  ب  ذ ــ  ه   ن   ۛ ف فو  ـ ۛس ـ  ةف  ةم  ة ة  ظ ن  ا    حم ـ ةم ا ــ ف ـ ل ـ  ة ل ة  ةق ـ  لا ﴾٨٦﴿ ف سـان   ح م     ــ هي ـ ف ـ  ة  ة  ةت ـ حت ــ  خ ــ يف ذ  öteye geçmez.
          dünyanın Batı ucuna,
          mesela Atlas                                                                                Kehf /94 – “Ey
          okyanusuna vardığını                                                                     Zülkarneyn!” dediler,
          düşünmüşlerdir.                                                                         “Ye’cüc ve Me’cüc bu
                                    ة
                                                                          ح
                                                            ى
                                                    ة ل
                                             ن
                                                                                           ة
                           ى اح لاص ل مةعةو   ةنةما ن  احماةو﴾٨٧﴿ارفك ـن ى ة   هب ذةعيةف      يه حبةر    ن ي    ىلا حدري حم  ث ـ  ülkede bozgunculuk


                                                                 اباذةع
                                                    ةم ـ ف
                                     ۛ
                                                                                        ة

             Kehf /87 –                                                                                 yapıyorlar.
          Zülkarneyn şöyle dedi:
          “Kim zulmederse, Biz                                                                         Bizimle onlar
          onu cezalandırırız,                                                                    arasında bir sed yapman
                                                                   ة
                                                                                  ف
                                     ا حم ث﴾٨٨﴿ ۜار ف س ي
          sonra da Rabbinin   ى ابةبۛس ةعةبـ ت ل ة  ى    اةنرفما ل     فنم  ه ل  ـ    لو قةنۛس ةو ىنن ف س حلا    ءاازةج  ة  ةف ـ  هل    için sana bir vergi
                                                                                    ى ة
                                    ك

          huzuruna götürülür.                                              ۛ                     vermeyi teklif ediyoruz,
                                                                                                        ne dersin?”
             O da ona benzeri
          görülmedik bir ceza   ف ة            ن                               ة     ا              Ye’cüc ve Me’cüc
                                                                                      ن ي
                                                                          ف
                                                     ف
                                                                    ة
          uygular.               فم هل لةعفج  ة    ل ـ فم   ةن ـ    مفوةق    ةع ـ ىل   علط    ةت ــ  اةهةدةجةو   سفمشلا   ح  ةع لطةم    ةغلةب      اةذا ىحتةح ﴾٨٩﴿

                                                                                                   hakkında bkz. 21,96.
                                                                                                   {KM, Hezekiel 38,2;
             Kehf /88 – Fakat                                                                           Vahiy 20,8}
          iman edip makbul ve
          güzel davranışlar içinde  ى  ة ل  ى        ة     ف   ل      ة ن      ى
                                     حم ث ا ت ةعةب
                                                                                                      Kehf /95 – O da

          olana,           ابةبس   ۛ  ك    ﴾٩١﴿ارفب خ    هفيدل   ة    اةم ب اةنطةحا      فدةقةو  ۜ ك لذةك﴾٩٠﴿ۙارفتس اةه نو د    فن م  şöyle cevap verdi:

                                                                                                 “Rabbimin bana verdiği
             en güzel karşılık                                                                        imkânlar, sizin
          verilir ve ona kolay                                                       ا             vereceğinizden daha
                                                                  ة
                                      ى ة
                            ة
                                                                    ة
          olan buyruklarımızı   نو داةك  ل  ةي ـ  ۙامفوةق  ــ ه ـ  اةم   نو د ن  ةدةجةو  نفيحد ح سلا نفي  ةب  ــ ة  ة    ةغلةب    اةذا  ن ي  hayırlıdır.
          emrederiz, kolaylık                           م  ـ ف                      ىحتةح ﴾٩٢﴿
          gösteririz.”
                                                                                                      Siz bana beden
                                                                                                  gücüyle yardımcı olun
             Kehf /89 –                    ف           ة ف                                       da sizinle onlar arasında
                            ة

                                                                                      ة
                                                                                ى
                                                       ح ي
                                                                                  و
          Zülkarneyn bu sefer   نو دسف م   ف  ةجو جأةمةو  ةجو جأ ـ ةي نا نفيةنرقلا    اةي اةذ   ة ف  اولاةق﴾٩٣﴿ ـ ةق نو هقف ةي ـ ة ف  sağlam bir sed
                                                                                لف
          yine bir yol tuttu.                                  ف                                         yapayım.”
             Kehf /90 –                                                                             Kehf /96 – “Demir
          Güneşin doğduğu yere   ة  ى                        ا              ة ة                   kütleleri getirin bana.”
                                                                                        ة ف
                                                                                 ف
                                                    ة
          varınca, onun,    لاةق﴾٩٤﴿ح ادس   ۛ  فم هةنفيةبةو اةنةنفيةب لةعفجةت   ف    نا ىلةع ى ن ل  اجرةخ      كل لةعفجةن لةهةف ضفرلا ي ف  Zülkarneyn iki dağın

                                                                   ف






                                                                                                       arasını demir
             kendilerini                                                                           kütleleriyle doldurtup
          sıcaktan koruyacak bir      م                                                           dağlarla aynı seviyeye
          siper nasib etmediğimiz              ف    ل ة            ة                    ة                getirince:
          bir halk üzerine   فم هةنفي ةبةو ـ فم ك  ـ في ـ ةـن  ةب لةع ـ فجا  ةحو     ب ـ  ق ـ  يينو ن     ةخ ـ في ـ ةف ر ـ ييعا ـ   ييحبةر    يف ـ  هي    يحينكةم   ح  اةم
          doğduğunu gördü.                                                                             “Körükleyin!”
                                                                                                  dedi. Tam onu bir ateş
             Zülkarneyn doğu                                                                         haline getirince,
          tarafında, arka arkaya   ة   ة                    ا          ف
                                                                                         ى
                                                                                   ن
          ülkeler fethederek ilerleye   لاةق  ــ في ـ  ن  ةفةدصلا   ح    ةب ـ ةنفي  ىنواۛس اةذا    ن ي  ـ ىحت  ةح  ديدةح  ة  ـ لار ـ ي  ةب ز يينو  ا    ت ـ ﴾٩٥﴿ۙامفدةر
          ilerleye nihayet medenî                                ۜ                                  “Bana erimiş bakır
          yaşayışın sona erdiği, ilkel                                                               getirin de üzerine
          (çıplak, evsiz barksız)                                                                     dökeyim” dedi.
          yaşayan en uzak bir doğuya
                                ى ف
          ulaştığı anlaşılıyor.                                                  ا
                                                                ى ة ن
                                                                                  ن ي
                           ﴾٩٦﴿ۜارط      ة  ةع   ــ ل ـ في ـ  ق  ه ـ      فف ـ فغر  ا  ييانو  تا  ـ  لاةق  ۙاراةن  ه ة  ةج  ـ ةع ـ ل ـ    اةذا ىحتةح  او خ  فنا ـ  ف ــ  Kehf /97 – Artık o
                                                                                     ۜ
                                                                                                  Ye’cüc ve Me’cüc’ün,
             Kehf /91 – İşte                                                                      ne seddi aşmaya, ne de
          Zülkarneyn, böyle                                                                         onda delik açmaya
          yüksek bir                                                                                 güçleri yetmedi.
          hükümranlığa sahip idi.  ى     ة       ة                    ف    ف ل  ا ة

          Onun yanında ne var,   ﴾٩٧﴿ فقــاب  ـــ ةن  ه ــ  ل  او ـ  ع اط  ـــــ ةت ــ  ف سا اةمةو   هور  ـــ ظ ـــ ةه ــ  ةي نا او ـ  عاط ــ  ف سا ام  ةف ـــ ة
          ne yoksa Biz hepsine
          vakıf idik.
                         Önceki Sayfa   Önceki Cüz Yaprak Sayfa  Sonraki Cüz Yaprak Sayfa  Sonraki Sayfa
                   Sayfa Başı                                                                   index Alfabetik
          302
   301   302   303   304   305   306   307   308   309   310   311