Page 174 - e mushaf TR pdf
P. 174

170
                         Cüz  01  02  03  04  05  06  07  08  09  10  11  12  13  14  15  16  17  18  19  20  21  22  23  24  25  26  27  28  29  30
             Araf /160 – Biz                                                                             İki milyon
          onları on iki kabileye,   7-Araf Süresi           Yaprak 05B  Cüz 09   Süre 07  Sayfa 170  civarında oldukları
          on iki topluluğa ayırdık.  Bu Cüz Yaprağa git  01 02 03 04 05 06 07 08 09 10 Hizb 01 02 03 04  söylenen cemaatin
                                                                                                   böyle bir düzenleme
                                                                                                    olmaksızın o çölde
             Halkı kendisinden
                                                      ِ
                                                                                                    durmaları mümkün
                                                           َ
                                                               و
          su istediğinde ona:              ﴾٧﴿       فارع ع لا ةروس        ﴾٧﴿            170     değildi. Fakat gelecek
          “Asanı taşa vur!” diye                        َ  ع    َ و
          vahyettik.                                                                               âyetlerin de bildirdiği
                                                                                                  üzere, devamlı sûrette
                                                                                                  nankörlük etmişler ve
             Derhal on iki pınar                                                                      bu nankörlüğün
                                                                                        ة
                                                                                        ح
                                      ل ى
          fışkırdı. Her kabile su   ا  ــــ في ـــ اةن  ةح فو اةو   ۜام    ةم ــــ    ى  ف سا ــ  ل    ةةر  ــ فش ـــ  ةع  ي  فثا ــ ةن ـــ ةت ــ ف     م   ه ــــ اةنفعط  ةق ةو ــ  sonuçlarına da
                                               ا اط اةب
          alacağı yeri belledi.                             ة                                       katlanmak zorunda
                                                                                                       kalmışlardır.
             Bulutu da
          üzerlerine gölgelik                                                      ا                   Araf /161 – O
                                 ف ة
                                                        ل ا
                                                                                ي
                                                                                         م ـ ن
          yaptık.          رةجةحلا كاص      ب  بر ــ ف ـ ةع ـ ۛ  ف ضا  نا    ه  ـ  مفو ــ  ةق   هي  ـ ةت ـ ف س ـ نق ــ  ف سا  ذا ىس و ى  لا ــ ن ي  vakit onlara denildi ki:
                            ة

                           ۛ                                                                        “Şu şehre (Kudüse)
             Kendilerine kudret                                                                       yerleşin, oranın
          helvasıyla bıldırcın da                                                                ürünlerinden dilediğiniz
          indirdik ve dedik ki:     ح                                                                  şekilde yiyin,
                           س ا  ــ ةنا ل ـــ  ك ةم  ةع د ــــ ف ــ  ل ــــ  ى  ةع  ــ في ـ ةق ۜان  ة  ـــ فش ـــ ةةر  ةع ات   م ــــ فن ـ   ه فثا ـــ ةن ــ  ف تۛسةج  فن اةف ـ ةب ـ  yararlanın, affını
                                                                     ة

             “Size verdiğimiz                                                                      diliyoruz ya Rabbî!”
                                                                                                           deyin
          rızıkların temizlerinden                                                                 ve şehrin kapısından
          yeyiniz!”                                                                              tevazû ile eğilerek girin
                                                        ف
                                 ة      ف  ــ ل ز ـ ةن ـ ةع ا ــ ل ـ في ـ ه ــ  م  فنا ةو   ةما  ــ ةغ ـ ةم ـ  لا   م  ة  ـــ ل ـ في ـ ه ــ  ةع   اةن  ة  ــــ لل ــــ  ة ف ح  ظ ةو  ةب ـ  ه ــ   فم  ةم ــ فش ـ ر  ki suçlarınızı
                                            ل
             Fakat onlar                 ة                                         ۜ    ة              bağışlayalım.
          emrimizi dinlememekle                                                                               İyi ve güzel
          Bize değil, asıl                                                                         davrananlara, ayrıca
          kendilerine        م                                                                     daha fazla mükâfatlar

          zulmediyorlar,    فم ك    ـــــ ةن ـ  ا  فق ةزةر ا ــ ةم      ت اةب  ة   ن     م ــــ ف ط ـــ  حي ــــ   اول ــــ  ك  ى و  ة ف  ل اةو ـ ح س ــــ ل ــ ن  ة  لا ــ ةم ــ حن  ف  vereceğiz.”
          kendilerine yazık   ۜ                                          ۜ
          ediyorlardı.                                                                               Araf /162 – Ama
                                                                  ف                                aralarındaki zalimler,
             Tevrat’a göre                                                                              sözü kasden
                                 ة
          (Sayılar I, 1-54) Allah   ﴾١٦٠﴿ ــنو  ظ ـــ  ل ــ  م  ف       فن ــــ  ف ــ ۛس ـــ  ه ــ  فم ةي ـــــــ  ا او ا ل    ن  ــ  ك ــــ ف ك ـ  نا ــ  ن  ـ لةو ا ةن و م  ــــ ل ــــ  ة ة  ظ اةمةو  değiştirdiler, başka bir
          Hz. Mûsâ’ya, bütün                                                                          şekle soktular.
          İsrailoğullarını Sina                                                                          Biz de zulmü âdet
          çölünde toplayıp sayım                                                                  haline getirdikleri için
          yaptırmasını emretti.         م                           م                             üzerlerine gökten azap

                                                                                           ي
          On iki aşirete ayrılıp   اةه  ـــ فن ـــــ   م اول  ــــ  ةة  ةو ك ـــ  ف ةق ــ ةي ر  لا  ـــ    ه ذ  نه  او  ــ ك ـــ  ن ـ  ف س  ا  م  ـــ  ه ـ  ة ة  يق ـــ ي ـ  فذ ا ةو  salıverdik.
                                                                                ل  ل
          teşkilatlandılar. Hz.                  ف         ـــ
          Yâkub’un on ikinci                                                                        Araf /163 – Bir de
          oğlu ve Hz. Mûsâ ile                                                                   onlara o deniz kıyısında
          Hz. Harun’un                                                                            bulunan şehir halkının
          dedelerinin kabilesi   ى  ة       ف                ة ح                                   başına gelenleri sor.
          Levi aşireti, bunların   اد ـــــ  ــ حج   س  با  ــ ةب ــ ۛ  لا او  ـــــ ل ــ   خ فداةو   ة  ــ ط ــ   ح او  ـ ل و ـ   قةو  م  ش ــ فئ ــ  ت ــ ف     ةح ـــ في ـــ   ث        Hani onlar sebt
          dışında tutulup bütün                                                                    (cumartesi) gününün
          aşiretlerin dinî                                                                         hükmüne saygısızlık
          selametleri ile                                           م              م              edip Allah’ın koyduğu
          görevlendirildiler. (Bkz,  ة ة             ف                       ي         ة            sınırı çiğniyorlardı.
                                                                                         ف
          5,12)            ل د    ةف ــ ةب ــ ح  ﴾١٦١﴿ ـ ةني     لا د  ي  ـ ةن ـ ز   ي ــ   ــ  م ــ فح ـ س ـ ين  ۛس  فم ك ــ  ت اةـي ـط ةخ فم ك ل ر ففغةن        Şöyle ki: Sebt
                                                                  ۜ
                                                                                                    gününün hükmünü
             Bu âyetten                                                                           gözettiklerinde balıklar
          anladığımıza göre Sina                                                                    yanlarına akın akın
                                                        ى
          çölünde kaldıkları    ة ة           ة ح    ةغ  ل    ةق  م               ة ة       ة ح          geliyordu;
                                                 ة
          sürece mûcizevî bir   ـــ  ه ــ فم  ل ل  ــ ي ــ  يق   يذ ـــ ي  لا ر  ـــ في ـــ  ـــــ فو    ـــ فن ــــ  ه ــــ ف   م  او م  ظ ــــ ل ـــ  لا ـــ ي ي ذ ـ ةن
          şekilde: 1.Su ihtiyaçları                                                                 Sebt yapmadıkları
          sağlandı. 2.Kavurucu                                                                   gün ise gelmiyordu. İşte
          güneşten korunmak için  ف                                                                 fâsıklıkları, yoldan
          bulutlar gölgelik etti.                            ى               ة        ف    ة        çıkmaları sebebiyle

          3.Gıda olarak bıldırcın   اةم   ك ـ  نا ــ او  ـــــــ  ب   ءام  ة ا    ن   از    م ـــــ ة لا  ــ ح س ـــ ة  ــــ فجر  م     ةع ـــــ ل ـــ في ــ ه ــــ ف  ــ ل ــ اةن  ةف ــ ا   ۛسفر  onları böyle imtihan
          kuşu ile kudret helvası                                                                       ediyorduk.
          ihsan edildi.
                                   ف      ة                                                          Bu şehrin, Akabe
                                                                                  ة
                                                                                                   limanına yakın Eyle
                                       ك ـــ ةنا ــــ ف ت   ييت  ح  ـــــ  ة لا  ـــ  ف  ف ةق ــــ ةير  لا ـــــ     ـــ  ن  ةع  م  ف  ـــ ةـ ــ ل ــــ  ه ــ ف  ف س ةو ﴾١٦٢﴿ ـ ۟ن و  ف  ةي ـــ ظ ــ  ل ـ  م  şehri olduğu genellikle
                                                                                                   kabul edilir. Bu sahil
                                                                                                  şehri Hz. Süleyman’ın
                                                                                                      Kızıldeniz’deki
                                    ف    ي      ة         ة            ي         ف                donanmasının merkezi
                                                                                          ة
                                     ـــ يت أ ــ ي ــ ه ــــ فم  ةت فذا  ت  ـ ح س ـ فب ــ    لا ي ـ  ف   نود  ــــ فع ـــ    ةي  فذا  ر  لا ـــ ةب ــــ فح ــ  ةة ر ـــ ض ا  ةح ـ  idi. Âyette bildirilen bu

                                                                         ۢ
                                                                                                   olay, Yahudilerin ne
                                                                                                      dinî, ne de tarihî
                                                                                                      kitaplarında yer
                                                                                                     almıyor. Medine
                                        ة
                            ة       ــــ ف س ــ  ب ـ  ت ـ ۙنو  ةي ل   ةم فو ــــ ةي ةو    ا ـ ع ةر ــــ   ش   م     ــ فب ــ  ت ــــ ه ــ ف  ۛس   ةم فو  ةي ــــ فم ه  ي ح ـ ي ـ  ن اةت ـ  Yahudileri tarafından
                                                     ى
                                                         ح
                                                                                                  bilindiği kesindir. Zira
                                                                                                   onlar birçok konuda
                                                 ف                           ف                      itirazları ile meşhur
                                                                                                     Peygamberimize
                                 ة
                           ﴾١٦٣﴿ ـنو   قس  ـ فف ـ    ةي  اونا ك ـ   ب  م ــ ف ــ ةم ـ   ا     ـــ فب ـ ل ـ  ه و  ةن ك  ل ذ ـ  ن ة  ك ــــ    ۛ  ف  ــــ يت أ ــ ي ــ ه ـ    فم  ةت ل ة  hususta hiçbir itirazları

                                                                                                    oldukları halde, bu
                                                                                                        olmamıştır.
                         Önceki Sayfa   Önceki Cüz Yaprak Sayfa  Sonraki Cüz Yaprak Sayfa  Sonraki Sayfa
                   Sayfa Başı                                                                   index Alfabetik
          170
   169   170   171   172   173   174   175   176   177   178   179