Page 617 - e mushaf TR pdf
P. 617
SUNUM Sayfa-3
Cüz'e Git 01 02 03 04 05 06 07 08 09 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30
Sunum Bölümü / Sunum sayfa 3
Nadiren Kur’an’ın aslındaki müraat-ı Fasıla (yani falılaları, ayet sonlarını gözetme) babından ahenkli çeviri yapmayı tercih ettik. Zira
Kur’an, incelenen yazılı bir kitap olmasının yanında, aynı zamanda okunan, hitab eden, hitabı ve beyanı ile etkili olan bir eserdir. İmkan
ölçüsünde okuyucuya onun bu özelliğini hissettirmeye çalışmak uygun olur.
Bu mealin üçüncü özelliği ayetler arasında zımmen bulunan irtibatları belirtmeye çalışarak Kur’an üslubuna yabancı olanların
vehmettikleri irtibasızlık iddiasına mahal vermemesidir Kur’an üslubuna yabancı olanların vehmettikleri irtibatsızlık iddiasına mahal
vermemesidir Kur’an üslubunun vecizliği sebebiyle, Arapçadaki üslup özelliklerine vakıf olan dikkatli muhatapların anladığı bu münasebetler,
Türkçe’de ve başka bazı dillerdeki sathı tercümelerde bulunmadığından, biz bunları göstermeye gayret ettik. Bunları yaparken tefsir kitaplarına
dayandık. Aslında Arapçada bazen bur harfle ifade edilen atıf, te’kid, sebebiyet gibi unsurlarla gösterilen su irtibatlar, sathı bir tercümede gizli
kalmakta ve okuyucu arada kopukluk ve mana boşluğu olduğunu zannetmektedir. Mesela Neml suresinin 5. Ayetinde ahrete inanmayanları
bekleyen çetin azap, 6. Ayetinde Hz. Peygambere Kur’an’ın gönderilmesi, 7. Ayetinde ise Hz. Musa’nın çölde uzaktan gördüğü ışığa doğru
gitmesi ve ona risalet verilmesi bildirilmektedir. İlk anda irtibatsız görülen bu unsurlar arasında, aslında siyakta mevcut olan irtibat, bazı tefsir
kitaplarında şöylece gösterilir: 5- “Onlara çetin bir azap vardır (…)” 6- “Fakat sana gelince ey resulüm, hiç şüphe yok ki Kur’an sana (…) Allah
tarafından verilmektedir.“ 7-“Nitekim resullerden olan Müsa da çölde geceleyin (…)” Şayet 6. Ayet başında”Fakat;” 7. Ayet başında “Nitekim”
bağlaçlarıyla bi irtibat gösterilmediği takdirde okuyucu mana boşluğu olduğu zannına kapılacaktır.
Mealde zaman zaman, mevcut Tevrat ve İncil metinleriyle olan paralelliklere sırf bir karşılaştırma gayesiyle değindik. Maide, 48
ayetinde: “Sana da, dana önceki kitapları hem tasdik etmek hem e onları denetleyici olmak üzere bu kitabı, gerçeğin ta kendisi olarak indirdik.”
Buyurulur. Bu konuda daha birçok ayet-i kerime vardır. Böylece bu ayet, bütün Müslümanlara olmasa da en azından bir kısmına, Kur’an’ın
tasdik ettiği veya hakemlik ederek düzelttiği yerleri ortaya koyma görevi vermektedir. Böyle bir çalışma sayesinde, Kur’an’ın tasdik ettiği ortak
esaslar ile diğer taraftan denetleyici olarak onlardaki değişiklikleri düzeltme veya nihai hükmü koyması gibi durumlara vakıf olabiliriz.
Okuyucumuz, bir çok yerde aynı hadisenin Kur’an’daki anlatımı ile öbür kitaplardaki anlatımların ihtiva ettiği farkları öğrenecek ve Kur’an’ın,
daha önceki kitaplardan alıntı yaptığı iddiasının çürüklüğünün belgeleri bulacaktır. (Pek çok misal arasında şu ayetlere koyduğumuz notlara
bakılabilir: 18,60; 19,15. 20; 20, 12. 85; 27, 18;40,28).
Kur’an bir çok ayette Tevrat, İncil ve Zebur’a atıfta bulunur. Bu kitapları incelemeyenler, bu konularda, mezkur kitapların ihtiva ettiği
bilgilere vakıf olamazlar. Özellikle bu konuları ele alan gayr-i müslimlerle konuşamaz, onların iddialarını cevaplayamaz ve susmak zorunda
kalırlar ki bir müslümanın bu duruma düşmesi elbette doğru değildir. Biz, önceki kitaplarla Kur’an’ı tefsir etmiyoruz, onlardan alıntı da
yapmıyoruz. Yaptığımız iş, sadece aynı konu hakkında onlarda bulunan yerleri rakamla işaret etmekten ibarettir. Bu, bilimsel bir ihtiyaç
olduğundandır ki Muhammed Reşid Rıza (Tefsiru’l-Menar), İbn Aşur, Elmalılı M. Hamdi Yazır, Seyyid Kutub, Mevdudi (Tefhımu’l-Kur’an),
Muhammed Hamidullah, Kur’an Yolu (Diyanet İşleri Başkanlığı) gibi birçok müfessir o kitaplara atıflarda bulunarak karşılaştırmalar
yapmışlardır. Mealimizin ilk baskılarında bu konuya çok kısa bir şekilde değinmiştim. Bazıları meseleyi iyi anlayamadığından bu açıklamayı
ilave etmekte fayda gördüm.
Kitabımızın birinci basımının üzerinden on bir yıl geçti. Baskı adedi yaklaşık altı yüz bine ulaştı. Okuyanlardan çeşitli değerlendirmeler
geldi.
Eski ve Yeni Ahid kitaplarına yaptığım atıfları, birçok okuyucu olumlu bulduklarını ifade etti. O kitaplarla Kur’an-ı Kerim’in
anlatımlarını karşılaştırma imkanı bulduklarını, Kur’an’ın, hadiselerin gerçek durumunu ortaya koyduğunu bizzat tespit ettiklerini, diğer din
mensuplarıyla konuştuklarından daha donanımlı hale geldiklerini, böylece onlarla konuşma vesileleri elde ettiklerini belirttiler. Bazıları, Antalya
gibi turistlerin çok olduğu yerlerde, bu anlatımların özellikle ilgi çektiğini söyleyip mealimizin İngilizceye tercüme edilmesini teklif ettiler.
Batı ile münasebetlerin arttığı bir süreç içinde, bu atıflar sayesinde ulaşılan bilgilerin hristiyanlarla konuşan Müslümanlara özgüven
verdiğini belirttiler. Sadece iki arkadaş faydalı bulunmadıklarını ifade etmekle beraber mahzur gördüklerine dair hiçbir şey söylemediler. (Bu iki
hoca Prof. Dr. Lütfullah Cebeci ile Prof Dr. Zeki Duman’dır. Konuyu, fitne sebebi yapanlar ortaya çıktıktan sonra bu arkadaşlar “Faydasız
olduğunu söylememiş miydik?” deselerdi elbette haklı olurlardı. Fakat her ikisi de, bilakis hadiseyi büyütmek isteyenlerin tutumlarını
yadırgamadıklarını, bunun bilimsel anlayışta yerinin olmadığını yazılı olarak bildirdiler. Bu faziletlerinden dolayı onları ayrıca tebrik
ediyorum).
Bir TV programında bu atıflardan dolayı akla hayale gelmedik iddialar ve iftiralar ortaya atıldı. Bir gazete bunu “Kur’an İncilleştiriliyor!”
diye manşetine taşıdı. Bur bardak suda fırtına koparmak isteyen birkaç kişi oldu. Bunu mükabil bir çok din alimi o kitaplara atıfta bulunmanın
bilimsel bir uygulama olduğunu medyada açıklayıp bunun, asırlardan beri çok sayıda müfessir tarafından yapıldığını ifade ettiler.
Tefsir ve meal çalışmamı, birinci basımından beri sürekli olarak gözden geçirip rötuşlarda bulunmaktayım. Bunu yaparken, birçok
arkadaşımın katkılarından istifade ettim. Onların hepsine, özellikle mealimizi başından sonuna kadar dikkatle okuyarak önemli katkılarda
bulunan Yrd. Doç. Dr. Halit Zevalsiz, Prof. Dr. Faruk Beşer, Prof. Dr. Davut Aydüz ve Prof. Dr. Muhamed Çelik kardeşlerime teşekkür ederim.
Mealimiz 1998 yılında Zaman gazetesi tarafından yayınlanıp okuyucularına hediye olarak dağıtılmıştı. Geçen süre içinde takdirlerini
ifade eden çok sayıda okuyucu arasında, on beş kadar ihtisas ehlinin bulunması şükrümüze vesile olmuştur. Muttali olduğum sadece bir tek
tenkit oldu ki o da esasa yönelik olmayıp, eserimiz vesilesiyle, yazarın genel olarak meal çalışmalarına yönettiği eleştirilerini ihtiva ediyordu.
Kolay anlaşılan, munis ifadeler kullanmamızı, avama yönelik bir meal olarak değerlendiren bu eleştiriyi nazar-ı itibara almaya değer bulmadım.
İlmi olmak için, karmaşık olmayı şart gören anlayışa katılmadığımı ifade etmekten çekinmiyorum. Meal geniş kitle için hazırlandığına göre,
doğru bilgileri kolay anlaşılacak tarzda vermek tercih edilmelidir.
Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
Sayfa Başı index Alfabetik
SUNUM Sayfa-3

