Page 616 - e mushaf TR pdf
P. 616

SUNUM Sayfa-2
           Cüz'e Git  01  02  03  04  05  06  07  08  09  10  11  12  13  14  15  16  17  18  19  20  21  22  23  24  25  26  27  28  29  30
            Sunum Bölümü      /                                                                   Sunum sayfa 2
                          Biz insanların kullandığı kelimeler, manaların muvakkat birer giysisidir. Manalar ile kelimeler arasındaki ilişki, bir vücudun elbisesi ile
              ilişkisi gibidir. bundan dolayı birbirinden ayrılmaları, hatta bazen o vücuda daha güzel bir elbise hazırlanması da mümkündür. Ancak Kur’an’ın
              lafızları, elbise değil, vücudun canlı olan derisi durumundadır. Vücut, elbisesinin yerini tutan bir şeyle ihtiyacını kapatabilir, ama derisiz yaşaması
              mümkün değildir. Merhum müfessir Elmalılı M.H. Yazır’ın dediği gibi, Kur’an varlık bahçesinde açmış hakikı ve benzersiz bir gül farz edilirse,
              en güzel tercümesi, usta bir elle yapılmış bir resmine benzetilebilir. Ki bu resimde aslının ne maddesi, ne kuvveti, ne esnekliği, ne gelişmesi,
              hülasa ne gülyağı, ne kokusu hiçbir şeyi bulunmaz. Biz de işte o gülü tutup koklayamayanlara gücümüz yettiği kadar, resmi ile olsun, tanıtmaya
              çalışacağız.

                           Kur’an’ın çeşitli özelliklerini toplayan klasik tarifi şöyledir: “Hz. Muhammed (a.s)’a vahiy yolu ile indirilmiş, tevatürle nakledilmiş,
              Mushaflarda yazılmış, tilavetiyle ibadet edilen, i’caz vasfı olan kelam-ı ilahidir.” Kur’an’ın kadim olan aslı, Levh-i Mahfuz’dadır. Buradan dünya
              semasında Beytu’l-izze denilen bir makama toptan indirilmiş, sonra buradan zaman zaman bazı vesilelerle bölüm bölüm olarak Hz. Cebrail
              vasıtasıyla yirmi üç yıllık bir zamana yayılarak Peygamber Efendimize vahyedilmiştir. Kur’an’ın başı ve sonu bir veya birkaç cümleden oluşan en
              küçük birimine ayet, ayetlerin bir araya gelerek teşkil ettiği büyük birimine ise sure denir. Ayet ve surelerin uzunluğu birbirinden farklı olup
              bunlar tamamen Allah tarafından belirlenmiştir. Kur’an’da 114 sure, 6236 ayet vardır.
                           Kur’an toptan indirilmeyip ihtiyaçlara göre, Hz. Peygamberin 23 senelik risalet dönemine yayılacak şekilde indirilmiştir.
              Bu da ;
              1-Ümmeti irşad,
              2-Kur’an’ın ezberlenmesini kolaylaştırmak,
              3-Buyruklarının hazmedilip anlaşılmasını temin,
              4-Her seferinde tehaddi edip muarızlarına benzerini yapma konusunda meydan okunmasıyla i’caz vasfını defalarca tescil etme gibi çok önemli
              gayelerini gerçekleştirmek amacına yöneliktir.

                          Kur’an, İslam dininin asıl kaynağıdır. Onun metni bir harfi bile değişmeksizin, bir mücize eseri olarak korunmuştur. Asıl metin böylece
              korunurken, dinin bu asıl kaynağını müslümanlara tanıtmak için, İslam tarihinin başlarından itibaren tefsir ve meal çalışmalarına başlanmıştır.
              Özellikle hicri 345 (m, 956) yılında Samanoğullarından Mansur İbn Nuh döneminde bir alimler topluluğunun Farsça meal hazırladıkları ve hicri
              5. (m.11.) asırdan itibaren Türkçe meallerin yazıldığı bilinmektedir. Kur’an’ın harfi, yani kelimesi kelimesine tercümesi mümkün olmadığından
              çevirilerine meal denilmiştir. Meal, kelimenin, tam tamına değil de sonuç itibarıyla ifade ettiği anlam demektir. Yine hatırlatalım ki bu mealler
              Kur’an hükmünü taşıyamaz, onun yerine konulamaz, mesela namazda okunamaz, içtihad için hüküm istinbatında kullanılamaz.

                           Memleketimizde özellikle Cumhuriyetten sonra meallerin sayısı artmıştır. Bunları söyledikten sonra meallerin sayısı artmıştır. Bunları
              söyledikten sonra bu mealimizin özelliğine geçmek istiyoruz. Birçok kişiye göre bu mealimiz de benzeri eserlerden biridir. Onlar kendi
              açılarından haklı sayılırlar. Fakat kendi yönünden bazı farkların olduğunu söyleyebilirim. Bunların en önemlisi şudur: Mealin Kur’an’ın yerini
              tutamayacağını yukarıda belirttik. Mealin, yazıldığı dili konuşan insanlar için hazırlandığı da bir gerçektir. Şu halde, mesela Türkçe bir mealin
              işlevi, Türkçe bilenlerin en kolay, en çabuk ve en net bir şekilde manaya ulaşmalarını sağlamaktır. Eğer asıl metinde bir ifade tarzı, bir kelime
              veya bir üslup özelliği bulunuyor ve fakat onun dengi Türkçe’de Türkçe anlatımı netleştirmeyi tercih etmelidir. Mesela: “Ben namaz kılmakla
              emrolundum.” Yerine “Namaz kılmam emredildi”; “Biz onu uslu bir oğul ile müjdeledik”, yahut: “Biz onun için akıllı bir oğul müjdeledik”,
              “Allah gökleri ve yeri hak ile yarattı” müphemliği yerine”

                          “Allah gökleri ve yeri hak ve hikmetle, ciddi bir gaye ile yarattı”, “Allah üçün üçüncüsüdür diyenler kafir olmuşlardır” yerine “Allah üç
              asıldan biridir diyenler kafir olmuşlardır”, “Kadir gecesinin ne olduğunu sana hangi şey bildirdi?” yerine: “Kadir gecesinin ne olduğunu sen
              nereden bileceksin ki?” demek tercih edilmelidir. Yine bu düşünce ile, meallerimizin çoğunda rastlanan çok sayıdaki parantezlere pek yer
              vermedik. Asla bağlı kalacağım diye Türkçe anlatımın muğlak bırakılmasının veya Türkçenin imkanlarının değerlendirilmemesinin, meallerden
              istifadeyi azalttığını zannediyorum.

                         Mealimizin ikinci ve bildiğimiz kadarıyla başta hiçbir mealde bulunmayan özelliği, Kur’an’ın yine Kur’an’la tefsirini ihtiva etmesidir.
              Tefsir usulünde bildirildiği üzere Kur’an’ı tefsir etmek isteyen insanın yapacağı ilk iş, ayeti açıklamaya yardım eden diğer ayetleri bulmaktır. Zira
              “Kur’an’ın bir kısmı diğer kısmını açıklar” diye hükme bağlanmış, bir prensip oluşmuştur. İşte bunlara işaret etmek üzere ayet mealini takip eden
              ayetlere başvurmakla tefsirin başka gelen malzemesini elde etmiş olacaktır. İlk rakam süre numarasını, göstermektedir. Rakamın hangi süreye ait
              olduğu sie kitabımızın sonundaki fihristten bulunabilir.

                     Ayet açıklayan hadis-i şeriflere, mahdut çerçevemiz dahilinde yer verdik. Her ayet mealimizin peşinden gelen, yer yer yapılmış açıklamalarla,
              özellikle çağdaş okuyucunun bilgi edinmek istediği husulara ağırlık vermeye çalıştık. Kitabı hazırlarken çeşitli tefsirlere, bazı meallere, hadis
              kitaplarına ve sair eserlere başvurmakla beraber, o kitapların isim, müellif, cilt ve sayfa numaralarına genellikle işaret etmedik. Müsveddemizde
              bunlar bulunmaktadır. Dercetmekten vazgeçmemizin sebebi şudur: Mealde zaten genel kabule mazhar olan bilgilere yer verdik. Sorumluluğunu
              kabul ettiğim bilgiye yer vermedim. Kaynağı belirtme halinde okuyucuların zihinlerinin dağılacağını düşündüm. “Niçin falandan naklediliyor?
              Oysa falan ve filana de yer verilmeliydi. “ gibi düşüncelere sebebiyet vermek istemedim. Diğer taraftan, Kur’an’ın her sayfasının meal ve
              açıklamasını bir sayfaya sığdırma mecburiyetinden ileri gelen bir hacim sorunun da olduğunu unutmamak gerekir. Bununla beraber şunu
              söyleyeyim ki: Taberı, Zemahşerı, Razı, Beyzavı, Nesefı, İbn Kesır, Ebu’s-suud, Alusı, Tefsıru’l-Menar (M. Abduh ve M. Reşid Rıza), Elmalılı M.
              Hamdi Yazır, Mevdudı, S.Kutub, Tabatabaı gibi müfessirler, Kur’an Yolu tefsiri (Diyanet İşleri Başkanlığı) ile Ö. R. Doğrul, H. B. Çantay, M.
              Hamıdullah (Fransızca meali),  A. Fikri Yavuz , Süleyman Ateş, Celal Yıldırım, M. Esed ve İSAV tarafından hazırlanmış mealler, yararlandığım
              eserler arasındadır.



           Önceki Sayfa                                                                             Sonraki Sayfa

                   Sayfa Başı                                                                   index Alfabetik
          SUNUM Sayfa-2
   611   612   613   614   615   616   617   618   619   620   621